23 Mayıs 2011 Pazartesi

Rüzgârlar Peşindeyim

bir yağmur yarat
bir soluk ver

bir çocuk doğsun yüreğinde

elleri değsin ellerine
bir çocuk elini tutsun

Çocuk

“(…) bir daha hiç kalkamayacaksınız
belki demir kaşıklı beyaz bir sofradan
ve kanınız kaynasa da deli, yalnız düşlerinizde tadacaksınız
sevişmeyi ama dışarı baksanız da bakmasanız da
avaz avaz sıçrayacaksınız camdan ne zaman bir yaşıtınız
düşse delik deşik süngü ucundan(.) ”
(Nevzat Çelik | Kasım 1983)
.
düştüğümüzde rüzgâr bir boşluktu
ve uzak bir ülkenin hasretindeydik biz
.
güneşi görmeye çalışmak başka bir şey
ama kimse bizim kadar düşünemedi
yok olan coğrafyaların matematiğini
devinen birkaç cümlenin yanında devrik asılmak istendi
yitik coğrafyaların şehirleri
.
bulutlar yağarken çığlık çığlık
ekmek istiyoruz diyordu çocuk
.
bende düşledim fazıl hüsnü dağlarca’yla birlikte
.
büyüyecek olan çocukları
öğrendiklerinde yurt sevgisini
anlayacaklar ne kadar güzel insanlar olduğumuzu

15 Mayıs 2011 Pazar

Sevgilim I


estikçe eşitlenen rüzgarlar
bırakıyordu bana öğütler

o sıra öfke kadar uzağım kendime

aşkım deyişin. .
kendimi toparlışıyım

meğer ne uzakmışım gözlerine
hiç dikkatli bakmamışım ellerine

kod adımı biliyordun oysa sen
gezindiğim kaldırımların farkında değildi ayaklarım

sana seher yelli için şafaklar
sana geceler için topladığım güneş zamanlarında

çatlak kaldırımlarda mayhoş geceler biriktiriyordum

ve saydamlığın. .

tanrısal duruşun
seni terslerken bile tebessüm ediyordu gözlerin

itikatlı duruşun hoş yine öylesin ya
kirpiklerinden geçiyor acılarım

ah sevdiğim -yarimmm-

binbir cilveyle yaşıyor aşklarını kuşlar
sevmeyi planladığımız çocuklar
taş yastıklarda uyuyor bahçelerde

yağmurun ve bulutun bitmeyen çilesi
kavuniçi ellerin

yalın pankartları taşıyan feminist kızların
gezegenlerden inen sesleri sevgilim

eşitlikçi mantığına indirgiyor kendini
yüreği sıcacık, alın çizgileri derin bir vuslatında gecenin

sen gecenin eşitlik formülüne indirgiyorsun kendini
yeryüzünden söz ediyorsun

feodal-asalak-yanaşma dedikodular da cabası
kendi bıçağına sevdalanırken yanı başındaki

sevgilim döndüler akşamın döngecinde
kara yağız kılıçlar serin odalarında
karşı duvarlarını taşlıyorlar kötülerin
.
yüreği sıcacık bir kadın düşlüyorum inadına
hep şarklar söyleyen
marşlar okuyan
pankartlar taşıyan
.
sen geliyorsun dünyanın bütün tebessümleriyle s e v g i l i m
.
hoş geldin s e v g i l i m
hoş geldin y a r i m yoldaşım
.
iliş yanıma sessizce
ilişeyim yanına sessizce. .

Sevgilim II

insan umursar mı hep aynı göz ve kirpikleri
içimin güler yüzü, sana öykünüyorum şu satırlarda

gülüşünde ki tebessümleri alıp kaçmak istiyorum
deli zamanlarım yok artık, eski içimlerimiz

mevsimler gibiyim
mevsimler gibi değişken

bazen üşüyorum
bazen de ağaç yaprakları gibi baharlara öykünüyordum
bazen de delilikler yapıyordum saydam güzelliğin için

henüz bilmiyordum
seni dertli bıraktığım zamanları

dönemeçler geçiyordu ömrümden
köprülerden atlıyordu
cesaretli konuşmalar yapıyordu

birlikte soluduğumuz sokakta mı söyledim ilk bilmiyorum
sınırsız bir ülke özlemimi ve sınıfsız ayrımları
çağrışımlar yapıyor beynime gülüşlerin

işte geri dönüyordum çoğalarak
ahhh nice badireler atladı adımlarım

geri dönüyorum
ve şimdi bir kez daha mırıldanıyorum

sevgilim s e n i s e v i y o r u m

*

artık yazacak mektuplar yok
nasılsınla başlayan
ve Allah’a emanet olla biten

*
şimdi düşlediklerimin neresindesin
bilmiyorum ne tür girişimlerde beynim
hangi uykularda geziyor sevdaların

*
bilmiyordum aşkları
bilmiyordum beni büyütmeye çalıştığını

kendi kırık kalbime öğütler sallık verirken
meğerse sanaymış yolculuklarım

sevgilim. . kirpiklerinden öpüyorum

bir kez daha iliş
bir kez daha iliş koynuma

sevgilim s e n i  s e v i y o r u m.

Sağanak

sessizliklerde kaç gece biriktirilir
parantezlerin geçmişinde
sorular düşerken gökyüzünden,
kaç gece yaslanır insana

boyumuzu aşan onca serüvenin içinde,
gözlerin kadın.